AYVALIK- “AYRICALIK”

  • 01 Mayıs 2014
  • 1.806 kez görüntülendi.

Eğer bir doğa tutkunu iseniz, Şeytan Sofrası ya da tepelerine çıkıp kente kuşgözü ile baktığınızda, yeşil ile mavinin içiçeliğini , kıyılarında 22 adası ile dantel zarafetindeki koylarında gezdiğinizde, uçsuz bucaksız zeytin denizlerine daldığınızda kavramaya başlarsınız Ayvalık’ı..

Yazları “küresel ve yöresel ısınma sorunları” yaşıyorsanız eğer, dünyanın ikinci bol oksijenli florasına, yaz esintilerine ve ürpertici denizine, adalar arasındaki “düşlediğiniz gürültüsüz ve serin mavi turlarına”,kendine özgü bir iklim oluşturan o yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının yaz-kış dökülmeyen zeytuni yaprakları ile yağmurla değişen ten renklerine ve gövdelerinin o birbirine benzemez şaşırtıcılığına vurulursunuz.

cunda adası

Eğer tarihle ve mimari ile ilgileniyorsanız,1773’lerde bir tür “otonomi” ile başlayan ve 1919’larda kurtuluşa yol açacacak olan ilk kurşunların atılması ile süren yakın tarihi serüvenini öğrendiğinizde Sakarya-Hayrettin-Çamlık başta olmak üzere eski mahallelerinin sokaklarında adım-adım “geçmiş zaman yolculuğuna “çıkıp da “sağlıkla bugünlere gelebilmiş-restorasyon geçirmiş-kurtarıcı bekleyen-iskelete dönüşmüş”,”o birbirinden güzel ve özel” KUDEB verilerine göre 1800 civarında tescilli evin havasını soluduğunuzda daha bir girersiniz Ayvalık’ın içine..

cunda-necdetkent

Gurmeyseniz eğer,Cunda lokantalarının ya da kent içindeki koltuk meyhanelerinin herhangi birinde olmanız fark etmez.”Rakı-Roka-Balık” simgesiyle özdeşleşen Ayvalık içki sofralarının o birbirinden lezzetli ve çeşitli deniz mahlukatının,binbir türdeki yeşilliğin ve zeytinyağlarının o olağanüstü lezzetini algıladığınızda ve esrikleştiğinizde sindirmeye başlarsınız Ayvalık’ı ve “Tamam” dersiniz “demek ki ben buraya aitmişim.”

Ayvalik-Meze-Balik-Ankara2

Hani Kafka Prag için “Prag sizi bırakmaz, pençeleri vardır “demiştir ya işte Ayvalık da aynen onun gibi sarıp sarmalar sizi,çekiverir kendisine.Sürekli yaşamayıp ilişkilerinizi benim gibi sıkça gidip gelmelerle sürdürürseniz, her gidişinizde sevindirik, olursunuz,her ayrılışınızda ise hüznün bir başka türlüsü çöker içinize.

Yakın Tarih ile Evler ve Kiliseler

1773’de Papaz İanni İkonomo’nun  İstanbul’a gelerek üç yıl önce Ayvalık’ta karşılıksız yardım ettiği şimdi ise sadrazamlığa yükselmiş bulunan Cezayirli Hasan Paşa’dan “özerklik fermanı” sağlanmasıyla Osmanlı’nın koruması altında neredeyse bağımsız bir devlet kimliğine bürünen Ayvalık, Akademi’si santçıları,zeytinciliği,sabunculuğu,dericiliği,tuzculuğu ile bir hayli zenginleşir. Ancak bu devir uzun sürmez,1821 yılındaki isyan sonrasında 1840’larda Karesi Sancağı’na bağlanarak özerkliğini yitirir.20. yüzyılın başlarında ziyadesiyle gelişen tarım ve ticaret hayatı;İngiltere,İtalya,Norveç,Fransa,Yunanistan,Avusturya-Macaristan gibi ülkelerin Ayvalık’ta konsolosluklar kurmasına , Yunan bayraklı gemilerin Edremit Körfezi’nde seferler düzenlemesine ,yabancı bankaların şube açma yarışlarına yol açar. Bilinen tarihsel olayların sonucunda 29.5.1919-15.9.1922 arasında işgal altında geçiren Ayvalık’ın 1924 yılında yaşanan “mübadele”sonrasında tümüne yakın çoğunluğu Rum olan nüfus profili,Midilli,Girit ve Makedonya’dan gelen “mübadil Türkler” ile tamamen değişir.

kilise

Nüfus değişiminden sonraki yıllarda Ayvalık evleri de büyük zarar görür.Neo-Klasik olarak tanımlanabilecek bu evlerin neredeyse yarısı,nüfus bölünmeleri ve modernleşen gereksinimleri karşılayamamaları nedeniyle önce terk edilir,zamanla da harabeye dönüşür.Günümüz Ayvalık’ında inanılmayacak çoklukta yıkık dökük ev,depo,fabrika,atölye ve dinsel yapı bulunmaktadır.Ayvalık’ın sit alanı olmasından sonra,bu evlere yeniden hayatiyet kazandıracak bir politika henüz geliştirilemediği için,yapılar hepten dokunulmamış ve mucizevi bir elin kendilerini keşfetmesini bekler duruma gelmişlerdir.1800 civarındaki tescilli Ayvalık evinin içinde sayıları az da olsa günümüze değin çok iyi getirilmiş olanlar vardır, o güzelim sarımsak taşlarının üstlerinin sıvayla kaplanmasıyla içler acısı görünümde olanlar vardır. “Evi nefes tutar” derler,doğrudur.Ayvalık’ın eski sokaklarında yapacağınız bir günlük gezinti terk edilmişliğin, kimsesizliğin,kadirbilmezliğin,zamanın acımasızlığının üzücü örneklerini sergileyecektir size.Ama yine de onarılanlarıyla, ölmezlenmişleriyle,terkedilmişleriyle birbirini bütünleyen bu olağanüstü davetkar mozaik, sizi alıp büyüleyici bir atmosfere götürecektir.Öte yandan Çamlık ve Orta Çamlık’da 19. ve 20. yüzyıldan kalma,iyi korunmuş birkaç köşk/konak ise hayretler içinde bırakacaktır.

Ayvalık (26)

Rumlar’dan kalma dinsel yapılar (Bu arada Osmanlı döneminde yapılan tek caminin Hamidiye Camisi olduğunu belirtelim) da benzer durumdadır.Hayrettn Paşa (Kato Panagia), Saatli (Agaia İanni) ve Çınarlı (Agaia İorgi) gibi kiliseden dönüştürme camiler, hele hele son yıllarda geçirdikleri restorasyonlarla kendilerini iyiden iyiye kurtarmışlardır. Taksiyarhis Kilisesi,ibadete ve ziyarete açı mı yoksa kapalı mı olduğu belirsiz bir devekuşu konumundadır.Agaia Tiada ve Faneromeni (Ayazma) Kiliseleri yıkıldı yıkılacak görünümleri ile ivedilikle onarılıp kurtarılarak kendilerinden bir şekilde yararlanılmasını beklemektedirler.Bir kısmı vandalca yıkılıp (Agios Dimitros,Meryemana gibi) yerlerinde bambaşka yapılar inşa edilmiştir.Bir zamanlar kent içindeki sayıları 11’i bulan kiliselerden Agiou Vasiloiu gibi yok olup,yerleri bile saptanamayanlar da vardır.

Ayvalık Güzellemesi

Batı ve Güney Anadolu’daki birçok turistik beldenin aksine ,henüz” turizm yağması ve yozlaşması” yaşamamış olan ve “içtenlikle” yaşamamasını dilediğimiz Ayvalık bu dinginliği ile de sarıp sarmalar sizi.Ancak kısa bir dinlence ya da uzun bir yaşam geçireceğiniz Ayvalık’ın bize göre “olmazssa olmazları” da gözden ırak tutulmamalıdır.

otlar

Kendisine acil şifalar dilediğimiz Ahmet Yorulmaz’a en son telif ya da tercüme yapıtlarını sorup bunlar hakkında iki satır konuşmadıysanız, M.E Süner Pasajı’ndaki Geylan Kitabevi’nde bu kitaplar ile diğer Kuzey Ege kitaplarının sayfalarını karıştırmadıysanız ve de alıp okumadıysanız, koltuk meyhanelerinin bulunduğu Cumhuriyet Caddesi 1. Sokak’ın (Meyhaneciler) havasını hele Tik Mustafa’d solumadıysanız,martıların limandaki balıkçı teknelerine süzülüşlerini ve Sural Pasajı’nın saçaklarına tüneyişlerini izlemediyseniz,Fırat Lokantası’nda Nihat Usta’nın benzersiz lezzetlerdeki sıcak ya da soğuk tümü zeytinyağlı tencere ve Ayvalık yemeklerini tatmadıysanız doğuştan restoratör Talebe Mehmet’in yeniden can verdiği sonuncu taş evi görmediyseniz,Güler ya da İmren pastanelerinde lor tatlısı-zeytinli ve lorlu baklava-höşmelim/höşmerim-sakızlı kurabiye-ebrum-zeytinli ve sakızlı dondurma yemediyseniz,Mor Sanat Atolyesi’nde Ergin

kabakcicegid Balkan’ın yarattığı son takıları ve vitrayları incelemediyseniz,Çorbacı Turgut’un ve Paşa Çorba Salonu’nun özel çorbalarından en az birini içmediyseniz,sayısız sabun-zeytinyağı dükkanlarına girip raflarındaki ürün çeşitlerine göz atmadıysanız,Ayvalık ile eski Lale Adası arasındaki Yunus Emre Parkı-Aşıklar Yolu parkurunda düzenli yürüyüşlere çıkmadıysanız,bir sabahınızı İstanbul Börekçisi’nde “limonata-lorlu-kol böreği” ikilisine ayırmadıysanız,nohutlu ekmeğin ve Girit Leblebisi’nin tadına bakmadıysanız,baharatçılardann ya da pazar satıcılarından Kozak Fıstığı almadıysanız,83 yaşındaki Remzi İksir ile Avcılar ve Atıcılar Derneği Kahvesi’nde  “Rakı-Balık-Ayvalık” ve de o yıl doğada kaç adet yabanıl ağacı aşılayıp ehlileştirdiği üzerine muhabbet etmediyseniz,Ayvalık’ın uçsuz bucaksız daracık sokakalarında kıvrıla kıvrıla dolaşan o dillere destan Perşembe Pazarı’nda en az bir yarım saat gününüzü harcamadıysanız,Aysel Namlı’nın Cumhurşyet Caddesi No:76’daki “İkinci el kitap toplama ve ÇYDD için değerlendirme” noktasında soluklanıp Perşembe Sohbetleri’ne katılmadıysanız,Eminzade İşhanı’nın alındaki antikacılar Kapalı Çarşısı’nda dolaşmadıysanız, o güzelim Ayvalık evlerini ve yapılarını görüntülemediyseniz,Filiz Ali’nin yönlendirdiği Ayvalık Müzik Mekezi’nin dönem sonu ev konserleri başta olmak üzere yıl boyunca eksik olmayan klasik müzik seslendirmelerini kaçırdıysanız,sayısız mandıradan herhandgi birinin lor-eçi-manyas sepet ve kelle paynirlerini sabah kahvaltınızda vişne ya da karadut reçellerine eşlik etmediyseniz,Cuma akşamüstleri “çekme” ve Pazartesi sabahları “indirme” şeklinde yıllardır süregelen Bayrak Törenleri’nden birine tanıklık etmediyseniz,Aranan Köfteci Esat Özağra’nın köftesinden yemediyseniz,Hal’de rengarenk sebze ve meyvelerle özellikle mvsimlik otları doyasıya seyretmediyseniz,her alanda olduğu gibi parçalara bölünmüş Türk Müziği Korolarının coşkulu konserlerine sesinizle katılmadıysanız,”papalina1nın ne olduğunu bilmiyorsanız,Albayrak Kardeşlerin Art Stone’da hobi olarak yarattıkları yontularından ve taş işçiliklerinden haberdar dahi olmadıysanız,Şeytansofrası’nda sofra kurmamışsanız,Ayvalık’ın 22 adası ile sayısız koyları arasında gürültücü tur tekneleri ile değil de kendi başınıza sessizce gezebileceğiniz bir tekne ile dolaşıp temiz sularını kulaçlamadıysanız “SİZ HİÇ AYVALIK’TA” olmadınız demektir.

Savaş SÖNMEZ

(Gezgin Gözüyle Türkiye)

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
domain