BOZCAADA’NIN RÜZGARI

  • 01 Haziran 2015
  • 1.903 kez görüntülendi.

Bozcaada’ya ilk olarak yelken yarışı sırasında uğramış, üzümlerinden bol bol yemiş ve harika bir kahvaltı sonrası adadan ayrılmak zorunda kalmıştım. Daha sonra adanın yerlisi ressam Cemil Onay eşiyle beni davet etmiş, ben de bu fırsatın üstüne “hoooppp” diye atlamış, birkaç gün adanın tadını çıkarmış ve gezme noktalarını öğrenmiştim. Ama benim için en iz bırakıcı olan arkadaşlarımla beraber gittiğim üçüncü seferim oldu. Bir de adayı biliyorum beni takip eden diyen lider havam çok da hoşuma gitti.

a-7

Feribottan iner inmez köşede birkaç yüzyıllık çınar ağacının altında kurulmuş olan Çınaraltı Cafe’de soluklandık. Ben adaçayı arkadaşlar da çınar yaprağının üstüne konmuş sakızlı türk kahvelerini yudumlarken ben gidilecek plajları ve gün batımı programını ilan ediyordum bile.

a-10

Kahveler bitince Adabacchus hotele doğru yollandık. Şunu söylemeliyim ki otele bayıldım. Her odanın yanındaki küçük balkonu, yeşiller içindeki bahçesi, köpekleri ve güler yüzlü çalışanlarıyla benden tam puan aldılar. Otelde üstümüzü değiştirip plaj keşfimize başladık. Öncelikle çok turistik olan Ayazma plajına gittik. Allah’ım o kum, o denizin rengi ne güzel. Suyun soğuk olması beni sadece seyirci yapacak olsa da kahraman arkadaşlarım denize girmeyi başardılar. Onları bir kez daha gönülden tebrik ediyorum. Suya girip acıkanlarla beraber Faik’in Yeri’ne doğru yollandık. Deniz ürünleri yeme canavarı olan ben masamıza gelen kalamar, karides, midye ve benzeri her şeyi dakikasına süpürüp masanın oburu ilan edildim.

a-8

Denizin ve yemeğin tadını çıkardıktan sonra hemen yandaki Habbale plajına geçtik. Burası daha sakin ve kafa dinlemeye elverişli olduğundan ben günlük tai-chi ve meditasyon egzersizlerimi tamamlarken, arkadaşlar da getirdikleri kitaplarını keyifle okumaya başladılar. Tabi biz yerimizde durur muyuz, sakinlik bizim neyimize. Yanında şnorkellerini getirenler “hadi akvaryum plajına” diye tutturunca yeniden yola koyuluverdik. Benim bu suya girmem imkansız olduğundan (soğuk olmasından dolayı) giren arkadaşlara bir kez daha hayranlıkla baktım. Denizin altındaki zenginlikten bir hayli keyif alan arkadaşlarsa sudan çıkmak bilmediler. Neyse sonunda yorulup acıktılar da akşam için otelimize döndük.

a-6

Akşam methini duyduğumuz Battı Balık meyhanesine gittik. Ahtapot beğendi, levrek marin, asma yaprağına sarılmış sardalye derken ben girit ezmesine bayıldım. Tarifi aldım ama daha yapmak kısmet olmadı. Sakızlı kahvelerimizi içip otelin yolunu tutuk. Sabah Adabacchus otelin meşhur kahvaltısıyla güne başladık, arkasından merkeze inip Çiçek pastanesinde karadut ve sakızlı dondurma yedik. İsteyen ise sakızlı muhallebi yedi (güneye inince sakızlı şey yemeyeni dövüyorlar gibi bir durum oluyor). Sonra da daracık sokaklarda gezinmeye başladık. Sanat galerileri, takıcılar, incik boncukçular, çiçeklerle bezenmiş evler, kapı eşiklerindeki teyzelerle sohbet derken günü yarıladık. Çınaraltı Cake’nin solunda Ada Cafe’de ahtapot mücver yiyip, yanında da adaya özgü eşsiz bir lezzet olan gelincik şurubunu yudumladıktan sonra yan yana dizili sokak tezgahlarına yollandık. Bir üzüm canavarı olarak sandıktan taşan üzümlerden bayağı bir aldım.

a-11

Arkadaşlar adaya özgü domates reçeli, kekik ve kekik balı aldılar. El yapımı ürünler, buzdolabı süsleri, doğal taşlar, çantalar satan tezgahlarda keyifle gezindik. Sonra da adanın simgesi haline gelmiş kaleyi gezmeye gittik. Kale dışardan inanılmaz heybetli ve her açıdan fotoğraf çekmek istiyorsunuz ama içi bomboş. Çabucak dışarı çıkıp o heybete kavuşmayı tercih ettik. Sırada adanın manastırına gitme vakti geldiğinden arabalara atlayıp yola düştük. Aslında adada bisiklet de kiralanıyor ama hem bacak kaslarımıza güvenemediğimizden, hem ada çok inişli çıkışlı olduğundan arabayı tercih ettik.

a-3

Ayazma Manastırı 8 yaşlı çınar ağacıyla süslenmiş büyük bir bahçenin içinde ve de alt kısmında küçük bir dilek mağarası var. Ben hemen küçük mağaraya koştum. Mağarada taşlardan yapılmış ev ve araba dilekleri bayağı fazlaydı. Ben de dileklerimi dileyip, püfür püfür eden bahçeye çıktım.

a-4

Ada boğaz çıkışında olduğundan her daim ve her yerde estiğinden insana başta bir fenalık gelse de bir süre sonra alışıyor. Buradan da gün batımını izlemek için rüzgar güllerinin oraya gidiyoruz. Minibüslerle akın akın turistlerin geldiği tepede kendimize dizilecek bir yer bulup yerleşiyoruz. Biraz erken geldiğimizden bekliyoruz ama kalabalık bizi eğlendiriyor. Köpekleriyle gelen, şarabını içen, çikolatasını kemiren bi sürü insanla beraberiz. Güneş yavaş yavaş denize doğru alçalmaya başlıyor ve gök kırmızı, turuncu, sarı, laciver, mor bir renk cümbüşüne dönüşüyor. Hepimiz hayranlıkla seyrediyoruz.

a-2

Güneş iyice batıp biz gölge gibi gözükmeye başlayınca, bir sürü eğlenceli fotoğraf çekiyoruz. Arkasından yemek için marinaya iniyoruz ve rastgele seçtiğimiz bir balıkçıda hayatımda ilk defa yediğim dülger tava siparişi veriyoruz. Ben bu balığa bayıldım size de mutlaka tavsiye ederim. Lezzeti kalkanı andırıyor ama değil, derim ki yiyin yorumunuzu siz yapın. Ertesi gün oteldeki teyzenin güzel kahvaltısının ardından adadan ayrılmak üzere feribota doğru yollanıyoruz. Geldiğimizde oturduğumuz Çınaraltı’nda bir güle güle çayı içip, rüzgardan sersemlemiş ama adaya hayran kalmış bir şekilde ayrılıyoruz. Bakalım bu güzel adaya dördüncü gelişim ne zaman olacak diye düşünerek feribotta adanın kalesini seyre dalıyorum. Sağlıcakla..

anette profil

ANETTE INSELBERG

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
domain