HEM TANIDIK HEM YEPYENİ BİR KEŞİF,İZNİK…

  • 03 Haziran 2014
  • 2.207 kez görüntülendi.

Hem doğal güzellikleri hem de tarihi ve kültürel dokusu yüzünden uzun süredir aklımızda olan İznik’e gezi planımız bir Haziran günü hayata geçti. Hep Sapanca’ydı gözde olan, sık gidilen, hep bahsedilen … Oysaki İznik hiç ön plana çıkmayan, nazlı ve çekingen olan, az bilinen. Ve işte bu yüzden merak etmeye başlamıştık İznik’i… Ve içten içe, gördüğümüzde hayran olacağımızı hissecliyorduk; tıpkı değerini tanıdıkça anladığınız, kendisini anlatmaktan pek hoşlanmayan, görmüş geçirmiş özel ve nadide insanlar gibi …

İlk dikkatimizi çeken şey İznik gölünün göl değil adeta bir deniz olmasıydı. Türkiye’nin beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü oldukça dalgalıydı ilk karşılaşmamızda. İznik Gölü, kuzeyden Samanlı, güneyden Katırlı Dağları ile kuşatılmış bir kuyu gibidir.

İznik, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarına başkentlik ya da yönetim merkezliği yapmıştır. Her dönemden devraldığı mimari mirasıyla doğal bir açık hava müzesi konumundadır. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının arkeolojik ve etnografik kalıntılarıyla bütünleşmiştir ve buram buram tarih kokmaktadır. İşte bu yüzden İznik denilince 10 bin yıllık tarih hatırlanır.

iznik gölü

İznik’te ilk yerleşimin MÖ 2500 yıllarına uzandığı sanılmaktadır. MÖ. 7. yüzyıl öncesinde burada kurulan yerieşime ‘Helikare’ denmekteycli. Kent, MÖ 316 yılında, Makedonya İmparatoru Büyük İskender’in generali Antigonus’a atfen Antigoneia adını almıştır. İskender’in ölümünden sonra Antigonus ile General Lysimakhos arasındaki savaşı kazanan Lysimakhos kente, Antipattos’un kızı olan eşi Nikaia’nın adını vermiştir. MÖ 293’te Bithynia Krallığı’na bağlanan kent, önemli mimari yapılada süslenmiştir .. Bir süre Bithynia Krallığı’nın başkenti olan Nikaia daha sonra Roma’nın önemli bir yerleşimi olarak varlığını sürdürmüştür.

iznik karma (101)

İznik, Hıristiyan alemi açısından da ayn bir öneme sahiptir. Zira ilk ekümenik konsül, MS 325 tarihinde 218 piskoposun katılımıyla burada yapılmış ve Hıristiyanlık dinine hayat veren ve “İznik Yasaları” adıyla bilinen 20 maddelik karar Senatüs Sarayı’nda alınmıştır.
VII. ve son Ekümenik Konsül de 787 tarihinde İznik’teki Ayasofya Kilisesi’nde yapılmıştır.

Ayrıca VI. Haçlı Seferi sonucunda Bizans İmparatorluğu İstanbul’u kaybedince İznik’te Bizans Hanedan üyeleri tarafından İznik Latin İmparatorluğu kurulmuş ve bu imparatorluk daha sonra İstanbul’u fethederek Bizans İmparatorluğu’nu yeniden kurmuştur.

İznik, Selçukluların ve Osmanlıların da başkenti olmuştur. 1331 yılında Osmanlı orduları tarafından ele geçirilmiş ve Osmanlı idaresinde sanat, ticaret ve kültür merkezi olmuştur. Orhan Gazi Medresesi’rıde birçok ünlü ders vermiştir. Osmanlı döneminin ilk camisi, medresesi ve imareti İznik’te inşa edilmiştir. Evliya Çelebinin (1648) “seyahatname”sinde yer alan İznik, Eşrefoğlu Rumi ve Şeyh Kutbettin gibi şair ve alimler başta olmak üzere birçok bilim adamının yetiştiği yer olmasından dolayı tarihte hep “ilimler diyarı” (ulema kenti) olarak anılmıştır.

iznik-lefkekapi

Dünyanın en ünlü çinilerinin ve seramiklerinin yapıldığı ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan İznik, sokakları ızgara planında olduğundan rahat geziliyor. Şehrin dört ana kapısı var: İstanbul, Yenişehir. Lefke ve Göl Kapı. Romalılardan bize geçen bir gelenek olarak; eğer şehrin kapılan başka bir önemli kente ulaşan yolun başlangıcıysa kapı yolunun gittiği kentin adım almakta. Şehrin Göl tarafındaki kapısı, yani Göl Kapı yıkılmış durumda. İznik Ayasofya Camisi’nin yakınında turizm ofisi bulunmakta. Buradan rehber kitapçık alınarak gezmeye başlanabilir. İznik’te tam merkezde yer alan ve 4. yüzyılda inşa edilmiş olan kilise, 1331 ‘de Orhan Gazi tarafından camiye çevrilmiştir. Bizans dönemine ait bazı freskler ve tabanda geometrik motiflerden oluşan mozaikler bulunmakta. Ayasofya’dan Lefke Kapıya doğru yürürken karşımıza çıkan Hacı Özbek Cami günümüze dek gelen en eski Osmanlı Camisi ve hiçbir zaman minaresi olmayan sıra dışı bir cami. Az ilerideki Süleyman Paşa Medresesi ise Osmanlı tarihinde özellilde medrese olarak planlanan ilk yapıdır. Burada, restorasyon sonrası açılan dükkanlarda seramik bir tabağın boyarıması izlenebilir. Aynı güzergah üzerinde Çandarlı Halil Paşa’nın türbesi ile Yeşil Cami de yer almakta. Erken Osmanlı mimarisinin en önemli yapılarından olan Yeşil Cami, tek kubbeli, merkezi camiierin gelişmiş örneklerinden birisidir. Cami, minaresindeki çini süslemelerinden ötürü Yeşil Cami ismini almıştır.

iznik karma (97)

Bugün İznik Müzesi olarak kullanılan yapı ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk padişahlarından Orhangazi’nin eşi ve aslında soylu bir Bizans ailesinin kızı olan Nilüfer Hatun için, oğlu 1. Murat’ın 1388 yılında yaptırıp annesinin adını verdiği Nilüfer Hatun İmareti’dir. Zamanında yoksullar için her gün yemek dağıtılan bir hayır kurumu olan bu tarihi yapı 14. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Osmanlı mimarisinde ters T planı ilk kez bu yapıda görülmektedir. İznik çevresinden toplanan Prehistorik dönemden Osmanlı dönemine kadar olan çeşitli eserler yer aldığı müzede, yapıldıklan dönemde geniş kullanım alanı bulan, 15-17.yüzyıllara ait eşsiz İznik çinileri de sergilenmekte. 11-14. yüzyıllarda yine İznik’te üretilen İznik keramikleri kuzey mekanında teşhir edilmekte. Müze bahçesinde; Roma, Bizans, Osmanlı Dönemi eserleri sergilenmekte ve bu eserler arasında sütun başlıkları, lahitler, kabartmalar, yazıdar ve İslfuni mezar taşlan yer almaktadır.

Müzenin yanında aynı dönemlerden Şeyh Kudbettin Cami ve aynca yine bu civarda, Osmanlı İmparatorluğu’na birkaç sadrazam yetiştirmiş olan Çandarlı ailesine ait başka türbeler görülebilir.

İstanbul Kapı’ya doğru giderken cadde üzerinde restore edilmiş 1. Murat Hamamı bulunmakta. Sanat tarihi açısından 14. yüzyıl Osmanlı Mimarisi’nin özgün özelliklerini barındıran yapı, dönemin ilk büyük hamamlarından birisi. Kitabesinin günümüze ulaşamamasından dolayı yapının mimarı ve kesin tarihi bilinmemekle birlikte mimari özelliklerine bakıldığında 1300’lü yılların sonunda yapıldığı ve döneminde sultan hamamı olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

iznik-lake

Lefke Kapı’dan çıkılıp, Bayraklı Dede denilen tepeden İznik kuşbakışı izlendiğinde manzara nefes kesici. Bu türbenin İznik’i kuşatan İslam ordularından Abdülvahab Sancaktari adlı bir kişiye ait olduğuna inarıılmıştır. Osmanlılar İznik’i ele geçirdikten sonra, VIII. yüzyıldaki Arap kuşatmalarında yararlılıklan görülen ve sancaktarlık yapmış olan Abdülvahab isimli kişinin adına bu türbeyi yaptırmışlardır. Bugün bu türbe halk arasında, sürekli bayrak asıldığından ötürü Bayraklı Dede olarak anılmakta.

İznik sadece zengin bir tarihe değil aynı zamanda güzel bir doğaya da sahip. İstanbul yönünden gelirken Orhangazi’den ayrılıp İznik’e giren yol,gölün kuzey kıyısından zeytinlikler arasından sürüyor. Yol bir çok güzel köyü aşıp İznik’e ulaşıyor. Göl kıyısında da piknik alanları, balık lokantalan sıralanıyer. Lokantalarda sazan ve yayın balığı bulunuyor. Asfalt yolda gölün çevresinde tam bir tur atarsak 85 km. tutuyor. Güney kıyılan kumsal olduğu için plaj olarak daha çok tercih ediliyor. İznik’ten Gemlik’e doğru gölün güney kıyısından gidildiğinde, bir dizi köy karşılıyor bizi. İki katlı ahşap evleriyle bu köyler, Osmanlı’nın ilk yerleşimleri arasında sayılır. Yoldan biraz içeride kalsa da, bu köyler içinde en önemlisi Gürledir. Gürle tepesine sırtını vermiş olan köyde, sadece minaresi ayakta kalmış ve 600 yıllık geçmişi olan Orhan Bey Carnisi bulunuyor. Yöre sakinlerince 800 yıllık olduğu iddia edilen ve Cenevizlilerderı kalma olduğu söylenen bir hamam kalıntısı da görülebilir. Gölün çevresini dolaşırken, gümüş renkli zeytin ağaçları çevremizi görmemizi engelliyor. Ülkemizin en lezzetli sofralık zeytinleri, işte bu gölün çevresinde yetişmektc. İznik’e yaklaştıkça, zeytin ağaçlarının yanı sıra mevsimine göre bağlar ve salkım salkım üzüm ağaçları karşılar bizi. İznik’in Müşküle üzümleri, yüzyıllardır ününü sürdürmekte. Narlıca köyünden sonra işte bu uzümlere adını veren Müşküle (Demirışık) köyüne çıkarsak, o eski bal kokulu üzümleri değil, ama dünyanın en güzel zeytinlerini yiyebiliriz.

yayın şiş

İznik Gölü’ne gelip de ününü sıkça duyduğumuz yayın balığını yemeden gitmek olmaz. Gölün tertemiz suyunda çok lezzetli balıklar yetişiyor. ı. yüzyılda yaşamış Strabon’dan Evliya Çelebi’ye kadar İznik Gölü’nü ziyaret eden tüm gezginler gölün ünlü balıklarından söz etmişler. Özellikle de “yayın şiş” ve “yayın tava” bizim tercih ettiğimiz ve çok da beğendiğimiz lezzetler oldu.

Turizm sektörü açısından hak ettiği yerde bulunmasa bile, İznik’in kelimelere tarif edilemeyecek bir turizm potansiyeline sahip olduğunu gezdikçe çok daha iyi anladık. İznik, günümüze kadar ayakta duran anıtsal eserleriyle olduğu kadar, yeşil dokusu, zeytirılikleri, bağları ve her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bahçeleri, su sporları, balıkçılığı, sakin ve huzurlu çevresi ile de bizde büyük hayrarılık uyandırdı.

Seyrine doyum olmayan güneşin batışı ise bizi gönülden bağladı İznik’e … Sadece, güneşin üzerinde en güzel battığı gölolması bile yeter tekrar ve tekrar gitmeye …

Nilay EMİN

(Gezgin Gözüyle Türkiye)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
domain