KLEOPATRA’NIN ANTONIUS İLE BULUŞTUĞU,”İLK”LER ŞEHRİ TARSUS

  • 03 Mart 2014
  • 3.330 kez görüntülendi.

Nesrin ARMAĞAN

 “Eğer çocukluk kentinizi yazacaksanız iç sesinizin tınısıyla yola çıkmalısınız.Sizin içsel yolculuğunuzun yansımalarından kentinizi yeniden kurarsınız.Bir kente dair yazma düşüncesini bize veren duygunun özünde yaşanmışlık vardır.Kentleri anlamak için yaşamak yetmez,yazmak da gerekir.Bazen de yazarak keşfediyorsunuz yaşadığınız coğrafyayı”…Feridun Andaç’ın bir söyleşisinden okuduğum bu cümleler bende çocukluğumun geçtiği kenti yeniden keşfetme ve anlatma isteği uyandırdı. Yıllar sonra çocukluğumun ayıntılarını aramak için, Tarsus’a yolumu düşürdüm.

Tarihin derinliklerinden günümüze uzanan İçel’in gizemli ilcesi Tarsus, bereket timsali Daniyal Peygamber ile Museviliğin doğduğu yer olmasının yanında Aziz Paul ile Hristiyanlığın, Yedi Uyurlar ve Ashab-ı Kehf Mağarası ile Müslümanlığın önemli bir merkezidir.

TARSUS KONAKLAR

Tarsus, Antik Kilikya’nın stratejik bölgesinde bulunması, Güneyde Regma Gölü ile Akdeniz’e bağlanarak İlk ve  Orta Çağlarda deniz ticaretine açık bir liman şehri olmasından dolayı her kralın gözü orada olmuş.

Kuruluşu ve ismi hakkında gerek Yunan mitolojisinde gerekse eski yazarların anlatımlarında çeşitli bilgiler veriliyor. Arap tarihine göre, Nuh Peygamberin torunu “Tarasis” tarafından kurulmuş. Tevrat’ta “Efsus”, İncil’de “Arsus”, İslam kaynaklarında ise Hz. Adem’in oğlu “Şit” Peygamber tarafından kurulduğu belirtiliyor. Yunan efsanesine göre de “Herakles” (Sandon) tarafından kurulduğu söyleniyor.

PAUL

Tarsus’un ismi ilk kez Hitit metinlerinde Luwi dilinde “akarsu-ırmak” anlamına gelen “Tar-Şa” olarak geçiyor. Eski Yunan mitoloj-isinin bir anlatımına göre, Pegasus ve Bellerofontes Kilikya Ovası’nda yolunu şaşırmış ve Tarsus’un bulunduğu yerde ayağı sakatlanmış olduğundan, şehre Yunanca “ayak tabanı” anlamına gelen “Tarsos” ismi verilmiş. Bazılarına göre de şehir adını “Tersein” (kurutmak) kelimesinden almış. Tufandan sonra sular çekilince ilk önce burası kurumuş. Antik çağlarda, Tarsus çayı’na Kilikya’nın yerli halkı, mitolojide Nehir Tanrısı anlamına gelen “Kydnos” adını vermiş.

Yıllar boyunca farklı inançlara hizmet eden Tarsus, tarih ve bilim merkezi olarak, dünyanın ilgi odağı olmuş. Hz. İsa’nın elçisi Aziz Paul, Daniyal Peygamber, Hz. Muhammed’in müezzini Bilal-i Habeşi, Harun Reşid’in oğlu Halife Memnun, Antik çağlı ünlü filozofları  Nestor ve Athenedoros, tabiplerin atası Lokman Hekim, Mısır Kraliçesi Kleopatra ve Romalı Komutan Antonius Tarsus’ta yaşamışlar.

HAMAM

Bunların dışında Tarsus; Dünya’da ilk kanalizasyon sisteminin uygulandığı, ilk üniversitelerden birisinin kurulduğu, Türkiye’de ilk hidroelektrik santralinin kurulduğu ve ilk elektrik enerjisinin üretildiği “ilkler” şehridir.

Tarsus’ta gezdiğiniz yerlerde birçok efsaneyle karşılaşırsınız. 300 yıl bir mağarada uyuyan “Yedi Uyurlar”, Kralın kızına aşık olup hamamın kubbesinden yıkanan kızı seyrettiği için öldürülen “Şahmeran”, Roma mabedinin olduğu yerde, hükümdara kızan peygamberin vurduğu tekmeyle savrulan sarayın “Donuktaş” denilen yere düşmesi gibi mantığa uymayan efsanelere inanıp inanmamak  tabii ki size kalmış.

Ülkemizin en eski yerleşim yerlerinden biri olan Tarsus’ta tarih öncesinden beri çeşitli milletler yaşam sürmüş ve her millet kendi kültürüne ait izler bırakarak bu yöreyi terk etmişler. Bu da çok zengin bir kültürün oluşmasına neden olmuş. Gerek iç, gerekse dış turizm açısından önemli uğrak yeri olan ve bizi binlerce yıl öncesine götüren bu şehirde geçmişten günümüze kalan izlerini sürmeye Mersin’den Tarsus’a girerken kenti çevreleyen antik surlardan geriye kalan “Kleopatra Kapısı”ndan başlayalım …

tarsus-resimleri_111

Bizans İmparatorluğu döneminde inşa edilen kent surlarının üç kapısı bulunmaktaymış. Dağ Kapısı, Adana Kapısı, Deniz Kapısı’ndan günümüze sadece tek kemerli olan Kleopatra Kapısı kalmış. Ünlü Mısır kraliçesi Kleopatra’nın, sevgilisi Romalı General Marcus Antonıus ile Tarsus’da buluşmak üzere geldiklerinde, Evliya Çelebinin de Seyahatnamesinde “İskele Kapısı” diye bahsettiği Deniz Kapısı’ndan şehre girdikleri söylenir. Bu yüzden Deniz Kapısı’na “Kleopatra Kapısı” denmiş. Çocukluğumda buraya “Kancık Kapı” denildiğini hatırlıyorum. Şu anda da zaman zaman bu isimle anılıyormuş. Eskiden kerpiç türü bir kaplaması vardı, zamanla yıkıldığı için devşirme taşlardan onarılarak bu günkü şeklini almış ve orijinal özelliğini yitirmiş.

Kleopatra Kapısı’nın yakınında Romalılar zamanında bir heykelin kaidesi olarak kullanılmış olan, Roma İmparatoru Severus Alexander Dönemi’ne ait, imparatorun esenliği için dikildiği söylenen bir yazıt yer alıyor. Önceden Yeni Hamam’ın duvarında bulunmakta olan “Onur (Özgürlük) Yazıtı” 1982 yılında Kleopatra Kapısı’nın ilerisine yerleştirilmiş.

Kentte bulunan kalıntıların geçmişi MÖ 5000’li yıllara dayanıyor. Tarsus’u ilgi çekici yapan, kentte nereye kazma vursanız bir arkeolojik esere rastlamanız. 1993 yılında tören alanı olarak kullanılan  Cumhuriyet Meydanı’nda, belediyenin çok katlı otopark ve alışveriş merkezi yapılmak üzere temel kazısı başlattığı sırada ortaya çıkan “Antik Yol”un, Romalılar tarafından yapıldığı ve yaklaşık 2 bin yıllık olduğu tahmin ediliyor. Yolun üzeri balıksırtı şeklinde yapılmış, yanlarında yağmur kanallan var. Yapı şu an bile yağmur suyu drenajını yapmakta. Bu haliyle Anadolu’daki diğer yollardan ayrılarak zamanın modern yapısını günümüze taşıyor. Yolun iki yanında dizilmiş, Korint başlıklı sütunlu revağın Roma imparatoru Hadrianus’un Tarsus’u ziyareti nedeniyle yapıldığı düşünülüyor. 2 bin yıl önce Aziz Paul, Cicero, Augustus, Athenedoros, Nestor, Kleopatra, Marcus Antonıus ve Hadriyanus gibi isimlerin yürüdüğü aynı  yolda yürürken heyecanlanmamak elde değil.

Antik yoldan ayrılıp yaklaşık 250-300 m. kadar yürüdüğümde, Tarsus’un eski yerleşim yerlerinden biri olan Kızılmurat mahallesine varıyorum. Bir zamanlar “Aziz Paul”un evinin  bulunduğu  yer, günümüzde Tarsus’un eski evlerle dolu Kızılmurat mahallesi sınırları içerisinde yer alıyor.

eshab-i-kehf-yedi-uyurlar-magarasi-1

Hristiyanlığın İsa’dan sonraki en önemli kişisi olan Aziz Paul Tarsusludur. İsa’nın 12 havarisi içinde yer almayan, ancak sonradan havari ilan edilen Aziz Paul Hristiyanlık dininin kurucusu sayılıp başta Tarsus olmak üzere bütün Kilikya bölgesini, Efes ve Akdeniz adalarını dolaşıp Hristiyanlığı yaymaya çalışmış. Hristiyanlığın kurucusu Aziz Paul’un doğumunun 1900. yılı nedeniyle 2008, Papa 16. Benedik tarafından Aziz Paul Yılı ilan edilmiş. O yıl Tarsus, dünyanın dört bir yanından gelen Hristiyanların akınına uğramış.

Evin orijinal yerinin avlusundaki Hristiyanların haç için Kudüs’e gitmeden uğrayıp su içtikleri ve yaz kış suyu hiç eksilmeyen Aziz Paul kuyusunun bitişiğinde “Seher Vakti” adlı dizinin çekimlerinin yapıldığı eski Tarsus evlerinden restore edilmiş konağa bu dizinin ismi verilmiş. Seher Vakti Konağı’nın çevresinde de kentin tarihsel dokusunu oluşturan eski Tarsus evleri bulunuyor. Bu evler genellikle eski şehir surlarının içinde kalan Cami-i Nur, Tekke, Sofular, Kızılmurat ve çocukluğumun geçtiği Şehit Kerim gibi eski mahallelerde yoğunlaşmış durumdalar. Tarsus evlerinin en etkileyici yanı dar sokakların her iki kenarına sıralanmış evlerin mimarisi taş, kerpiç ve ahşabın kullanılan renklerle uyumudur. Bu evlerin, barındırdıklan geçmişi, bir zamanlar yarattıkları yaşam biçimini, çocukluğumdan hatırladığım sıkı komşuluk ilişkilerini, farklı kültürleri, yapılann malzemelerine ve inşa biçimine kadar taşıdığını görüyorum. Cumhuriyet dönemi öncesinde inşa edilmiş evlerin restorasyonu yapılarak tipik Akdeniz Evi geleneğiyle tarihi eser görünümü sergiliyor. Birçoğunda hala insanlar yaşamlarını sürdürme ye çalışıyorlar.

Birçok kentimizde olduğu gibi Tarsus’un da değişen kültür yapısını yeni şehirden çok eski yerleşmenin olduğu mahallelerde gözlemleyip yoluma yerli halkın “Altından Geçme” dedikleri Roma Hamamı kalıntısının altından geçerek devam ediyorum. Günümüze ulaşan bu kalıntıya baktığımda yapının eski haliyle ne kadar büyük olduğunu anlayabiliyorum. Hamamın sadece tek bir duvarı kalmış. Bu duvardan açılan oyuk, yol olarak kullanılmaya başlayınca halk arasında” Alından Geçme” olarak isimlendirilmiş.

 Roma Hamamından günümüze tek duvar kalsa da Ramazan oğulları dönemine ait Eski ve Yeni Hamam hala ayakta. Romalılardan kalma bir  temel üzerine yaptırılan Eski Hamam için, bugün kentin merkezinde heykeli bulunan yılan gövdeli ve erkek başlı efsanevi Şahmeran’ın burada öldürüldüğü söylendiğinden “Şahmeran Hamamı” deniyor. Şahmeran’la ilgili farklı efsaneler anlatılsa  da buradaki dinlediğime göre; yılanların kralı Şahmeran, Tarsus kralının kızına aşık olur, Hamamda yıkanan güzel prensesi kubbe deliğinden gizlice seyrederken hamamın içine düşünce prensesin koruyucuları Şahmeran’ın başını  keserek öldürürler. Önceleri hamamın iç duvarında görülebilen kırmızı lekelerin Şahmeranın kanı olduğuna inanılıyordu. Ancak onarımlar sırasında mermerler değiştirildiği için bu lekeler şimdi görünmüyor.

Türkiye’de hemen hemen bütün kentlerde olduğu gibi Tarsus’ta da bir “Ulu Cami” var. Cami-i Nur adıyla anılan ve bulunduğu semte  de Cami-Nur ismini veren bu cami, Tarsus merkezinde yer alıyor ve eski bir tarihe sahip. Sonradan bu caminin köşesine saat kulesi yaptırılmış ve cami ile bütünleşmiş.

ŞAHMERAN

Danyal Peygamberin türbesinin bulunduğu ve eski kentin Ulu Cami ile birlikte merkezini oluşturan camiye de “Makam-ı Şerif Cami” deniyor. Rivayere göre Babil Kralı rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını bildirmesi  üzerine İsrailoğullarından doğan erkek çocukların öldürülmesini emretmiş. Bu nedenle Daniyal Peygamber doğunca dağ başında bir mağaraya bırakılmış, Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyümüş. Kıtlık olduğu bir yıl Tarsus’a davet edilen Daniyal Peygamber’in Tarsus’a gelmesiyle birlikte bolluk olmuş. Bu nedenle Daniyal Peygamber Babil’e geri gönderilmemiş, ölünce de Tarsus’ta şimdiki Makam Camisi’nin bulunduğu yere gömülmüş.

Bunların yanında Tarsus’un en eski camisi önce kilise olarak yapılıp daha sonra camiye çevrilen “Eski Cami” de bulunduğu mahalleye Cami- i Atik Mahallesi ismini vermiş.

Ulu Cami’nin yanında, ilk dönemlerde medrese ve imarethane, Cumhuriyet döneminde de kapalı çarşı olarak kullanılan “Kırkkaşık Bedesteni” bulunuyor. Eskiden yoksullara yemek dağıtıldığı  için “Kırkkaşık” olarak anılan bu bedestene “Beyaz çarşı da deniyor. Belediye tarafından restore ettirilerek 2004 yılında hediyelik eşya ve el sanatları ürünlerinin satışının  yapıldığı bu çarşıya gelirseniz Tarsus’a özgü hediyelik eşyalardan satın alabilir, “kaynar” adı verilen eskiden birçok derde deva olan bitkisel karışımın tadına bakabilirsiniz.

Beyaz Çarşı’nın yakınında, Müslümanlar için önemli bir ziyaret yeri var. Hz. Muhammet’in müezzini Bilal-i Habeşi’nin ilk ezanı okuyup namaz kıldığı ve kaldığı yer mescide çevrilmiş “Bilal-i Habeş Mescidi” adını almış.

Ulu Cami semtinde, bugün park olarak ağaçlandırılmış, “Gözlükule Höyüğü”nde yapılan kazı buluntuları Tarsus’ta hangi uygarlıkların  yaşadığına dair bilgi veriyor. Bu höyük alanının içinde Osmanlı son dönem mimarisinin ilginç bir örneği olan “Amerikan Koleji”ni görmenizi öneririm.

Ulu Cami semtinde gördüğüm bir başka yer ise “Aziz Paul Kilisesi’dir. Uzun dönem askerlik şubesi olarak kullanılan ve günümüzde restorasyonu tamamlanan Aziz Paul Kilisesi’ni Hristiyanlar hac amaçlı olarak ziyaret ediyorlar.

Bir zamanlar Tarsus Müzesi olarak kullanılan ve Ramazanoğullarından Kubat Paşa tarafından yaptırılan “Kubat Paşa Medrese”sinin onarımı ve yetersizliğinden dolayı, buradaki eserler şimdi müze olarak gezdiğim 75. Yıl Kültür Merkezi’ndeki yeni binaya taşınmış.

KIRKKAŞIK BEDESTENİ

İlçedeki anıtların en eskisi olarak bilinen Tekke Mahallesi’ndeki Roma Tapınağı “Donuktaş” görünüş olarak pek bir şeye benzemese  de aslında bir kral ailesinin mezarı olduğu söyleniyor.

Tarsus’ta görülebilecek yerler merkezle sınırlı değil, şehir merkezinin dışında da görülebilecek güzellikler var. İlçe merkezinin kuzeyinde Berdan Çayı üzerinde yemyeşil doğasıyla hayranlık uyandıran “Tarsus Şelalesi”nde çayımı yudumlarken, sadece su sesine odaklanmak beni dinlendiriyor. Tarsusluların özellikle sıcak yaz günlerinde ilgi gösterdikleri ve mesire yeri olarak kullandıkları  bu şelale görülmeye değer güzelliktedir.

Dünyanın birçok yerinde mekan bulan, Efes’te de olduğu söylenen “Yedi Uyurlar” inanışının Anadolu’daki en önemli merkezi Tarsus’taki “Eshab-ı Kehf Mağarasıdır”. Tarsus’un 12 km dışında, Ulaş Köyü yakınındaki mağaradayım. Mitolojik tanrılara inanıldığı dönemlerde tek tanrıya inandıkları için cezalandırılmaktan kaçan yedi Hristiyan genç, sığındıkları bu mağarada 300 yıl boyunca uyur kalır. Kuranı Kerim’de de Kefh suresinde anlatılan mağara, günümüzde Müslüman ve Hristiyanlarca kutsal sayılarak her gün çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor. Mağaranın hemen yanında yapım tarihi bilinmeyen bir de cami vardır. Caminin girişindeki yazıda padişah Abdülaziz tarafından 1873 yılında restore edildiği yazıyor.

Ankara’dan Tarsus’a Adana üzerinden giderseniz ”Bac (Justinyen) Köprüsü”nü görebilirsiniz. Tarsus girişinde bulunan, Bizanslılar Dönemi’nde Justinyen tarafından Tarsus’un Berdan (Cydnos) Çayı’nı su baskınından kurtarmak amacıyla yaptırılmış oları bu taş köprünün ismi, şehre girip çıkan maldan. köprü girişinde alınan “Bac” adındaki vergiden geliyor.

ŞELALE

Tarsus’ta yaşayan halkın çoğunluğu Yörüktür. Bölgedeki Arap Alevilerine Çukurova’da “Fellah” deniyor. Bazı yerlerde” Arap Uşağı” olarak da adlandırılıyor. Bazı köylerde dil olarak Arapça konuşulsa da genel konuşulan dil Türkçedir.

Humus

Ankara’ya dönerken aklımın hala çocukluk anılarımın geçtiği sokaklarında kaldığı, “Biberli Ekmek” ve “Humus”‘u yıllar sonra tatmanın zevkini yaşadığım, tarih boyunca dört kez başkentlik yapmış, efsaneleri, felsefe okulları, yetiştirdiği düşünürleriyle ünlü Tarsus’a yapacağınız gezi, sizi Anadolu’nun kültürel zenginlikleriyle buluşturacak.

NESRİN ARMAĞAN

Nesrin ARMAĞAN

(Gezgin Gözüyle Türkiye)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
domain