SİLİFKE -NARLIKUYU GEZİ NOTLARI

  • 02 Haziran 2015
  • 2.540 kez görüntülendi.

Silifke sıcacık insanları, kendine özgü şivesi, tarihi ve kültürel zenginliği, yerel folklorik özellikleri ve tarımsal ekonomisinin yanı sıra uluslararası önemde bir doğal koruma alanı olan Göksu deltası, cennetten bir köşe gibi yeşil doğası ile bu şirin yerleşim yerini ziyaret eden herkese farklı bir tat verir.  Binlerce yıldan bu yana ilçe ve yakın İlçe merkezi, Silifke ovasının kuzeydoğusunda, Toros dağlarına yaslanmış tepe üzerindeki kalenin eteklerinde, Göksu akarsuyunun iki yakasında yer alır. Silifke’ye bir çok defa gittim. Her defasında da farklı bir tat aldım, alırım. Uluslararası Silifke Kültür Festivali dolayısıyla Mayıs ayının son haftasında yine yolum Silifke’ye düştü.

e-1

Silifke’yi çok seviyorum ben. Şehrin sıcacık insanları yapmış oldukları çeşitli el emeği göz nuru ürünlerini, sıcacık sohbetleri ile Göksu nehri’nin iki yanına kurmuş oldukları stantlarda sergiliyor, cıvıl cıvıl bir festival havası yaşatıyordu insana. Bende bu vesile ile bir kez daha adımladım bu şirin şehri.

SİLİFKE’YE NASIL GİDİLİR?

Mersin şehir merkezine 78 kilometre uzaklıkta bulunan Silifke’ye gitmek için her yarım saatte bir Mersin’den minibüsler kalkıyor. Silifke Koop. yazan minibüslere şehir merkezinden veya Pozcu’dan yol boyunca herhangi bir duraktan binebilirsiniz. Ücreti 12,00 TL. Minibüsler Silifke merkezde son durakta indiriyor. Veya siz nerede inmek isterseniz orada inebilirsiniz.

SİLİFKE GEZİ REHBERİ

Silifke yürüyerek çok rahat gezebileceğiniz bir şehir. Şehir merkezinden başlayarak yukarılara Silifke Kalesi istikametine adımladığınızda ise eski Silifke sokaklarına çıkıp şehri kuşbakışı da izleyebilirsiniz. Geniş parkları, şehrin içinden geçen Göksu Nehri ile istediğiniz yerde kısa molalar verip şehrin tadını çıkarabilirsiniz. Silifke’nin simgesi olan Kınalı Keklik heykeli ise şehrin göbeğinde gelen ziyaretçileri selamlamakta.

e-2

Yine şehir merkezinde Ulu Önder Atatürk’ün Silifke ziyareti yaptığı tarih ve halkın coşkulu kutlamasının olduğu meydan mermer sütunlarla hatıralara kazınmış.

e-3

e-4

ATATÜRK EVİ MÜZESİ

Büyük Atatürk, Silifke’ye olan ilgisini burayı dört defa şereflendirerek göstermiştir. Ulu Önder, Silifke’yi ziyaretlerinden birinde burada bir çiftlik satın almış ve merkezi bu çiftlik olmak üzere bir Tarım Kredi Kooperatifi kurulması için talimat vererek kendileri de bu kuruluşun 1 no’lu üyesi olmuştur.

e-5

Atatürk, Silifke’ye ve Silifkelilere olan sevgisini, Silifke İdman Yurdu’nu ziyaretinde, şeref defterine yazdığı şu ibarelerle belirtmiştir: “Silifke’ye geldiğimden çok memnunum. Beni unutmayacağınızı bilirim. Sizi kalbimden çıkarmam. Gazi Mustafa Kemal “ Ata’nın Silifke’ye ilk gelişlerinde (27 Ocak 1925) gecelediği ev bugün restore edilmiş ve müze olarak ziyarete açılmış.

SİLİFKE KALESİ

Helenistik veya erken Roma dönemine ait olduğu anlaşılan kale, geçirdiği onarım ve değişiklikler sonucu bugün bir Ortaçağ kalesi görünümünde. Silifke’ye hakim pozisyonda ve  185 metre yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış olan, etrafı kuru hendekle çevrili oval biçimdeki kalenin içinde kemerli galeriler, su sarnıçları, depolar ve diğer yapı kalıntıları bulunmakta.

e-6

Ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatname’sinde 17.yüzyıl’da Silifke Kalesi’nin 23 burcu olduğunu, içinde bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazar. Günümüzde ise görülebilen 10 adet burç mevcut. Silifke’nin tepesinde bulunduğundan şehrin her yerinden kaleyi görebilirsiniz. Yürüyerek yaklaşık 30 dakikada kaleye çıkabilirsiniz. Kaleye çıkarken şehrin eski daracık sokaklarından geçeceksiniz. Sokaklarda limon, erik, portakal ağaçları arasında yol alırken mis gibi narenciye kokusu eşlik edecek size.

TAŞKÖPRÜ

Şehir merkezinin ortasından geçen Göksu Nehri’nin üzerinde M.S. 77 – 78 yıllarında Kilikya Valisi Octavius Memor tarafından dönemin imparatoru Vespasianus ve oğulları Titus ile Domitianus adına yaptırılmış olduğu 1870 yılında yapılan bir onarımda bulunan taş kitabeden anlaşılmış.

e-7

Yedi gözü bulunan ve Roma uygarlığı örneklerinden biri olan Taşköprü, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde onarım görmüş. Köprünün girişinde bulunan mermer sütunlarda ise yapılan onarımların tarihleri yazılı.

e-8

TEKİRAMBARI SU SARNICI

Kalenin eteğinde, Bizanslılardan kalma bu su deposu 46 metre uzunluğunda, 23 metre genişliğinde ve 14 metre derinliğinde olup, içine doğu köşesindeki helezonik merdivenle inilmekte.

e-9

Anadolu sarnıç mimarisinde örneği az görülen Tekirambarı su sarnıcının tüm duvarları su sızmasını önlemek ve ayrıca anıtsal bir özellik vermek için düzgün kesme taşlarla desteklenmiş, uzun kenarında 8; kısa kenarında 5 yuvarlak kemerli niş oluşturulmuş.

e-10

Su sarnıcının etrafı tellerle çevrili ve buradan bir iniş yok. Tellerin bir kısmı ise kesik vaziyette, buradan sarnıcın üst kısmına çıkabilirsiniz. Ama dikkatli olun, arada derin yarıklar bulunmakta. Doğu köşesinde ise sarnıcın asıl girişi bulunan değirmen taşı görünümünde yuvarlak kısım var.

Tamamen atıl halde bulunan bu inişte de dikkatli olun. Duvarlar örümcek ağları, merdivenler insan pisliği, dışkı, kırılmış bira ve şarap şişeleri ile dolu. Utanılacak bir durumda yani. Zaten sarnıcın içinde de pek bir şey kalmamış.

e-11

Merdivenden indiğinizde ise zemine değil yaklaşık 2 metrelik bir yükseklikte kalıyorsunuz. Hemen yan tarafta bulunan bir kaya parçasından destek alarak atlayabilirsiniz aşağıya. Sarnıcın içini merak edenler inişi deneyebilir. Sarnıçtan tekrar şehir merkezine giderken ara sokaklarda evlerin önünde ise aşağıda fotoğrafta gördüğünüz bu kalıntılara rastlayabilirsiniz. Şehir halkı oturak olarak kullanıyor. Acayip dumur bir olay bu. Ve kimse bir şey demiyor.

REŞADİYE CAMİSİ

Padişah Sultan Mehmet Reşat zamanında, Nüzhet Paşa tarafından 1912 yılında yaptırılan caminin doğu ve batısında bulunan sundurmaları, başlık ve tabanlıkları Korint tarzında sütunlarla desteklenmiş.

Mermer ve kireçtaşından yontulmuş bu sütunlar Silifke yöresindeki eski kalıntılardan devşirilmiş. İlk gördüğünüzde acaba eskiden kilisemiydi burası diye düşüneceğiniz bir cami.

e-12

Korint sütunlar eski kalıntılardan alınıp buraya yerleştirildiği için insanı çelişkiye düşürebiliyor. Görüntü bakımından ise İstanbul’da bulunan Molla Gürani Cami’nin aynısı diyebiliriz.

TEVEKKÜL SULTAN TÜRBESİ

Taşköprünün hemen yanındaki türbe hakkında yazılı herhangi bir kaynak bulunmamakta. Selçuklu hanedanlarından birine ait olduğu rivayet edilen mezarın üzerindeki çatı daha sonradan ilave edilmiş.

e-14

Türbenin içinde ise aşağıdaki fotoda gördüğünüz bir görüntü var. Kime sorduysam bilgisinin olmadığını söyledi. Atıl halde durmakta.

e-15

SİLİFKE ARKEOLOJİ MÜZESİ

Benim zevkle gezdiğim ana nokta burası. Benim sitemi takip edenler bilirler, arkeoloji müzesi ve tarih ana konum olduğu için her gittiğim noktada ilk gezi durağım arkeoloji müzeleri olmakta. Silifke Müzesi 1958 yılında Cumhuriyet İlkokulunun bir bölümünde depo niteliğinde oluşmuş. Zamanla gelişen Müze bağımsız bir binaya taşınmış ve 2 Ağustos 1973 tarihinde hizmete açılmış.

e-16

Erken, Orta ve Geç Tunç Çağı ( M.Ö. 2700 -1300 ), Demir Çağı ( M.Ö. 900 -700 ), Arkaik Devir  (M.Ö.6.yy ), Klasik Devir ( M.Ö.5.yy ) Helenistik ve Roma Çağları ( M.Ö. 4.yy – M.S.3.yy ), Doğu Roma Çağı ( M.S.4 -11.yy ), Osmanlı Devri buluntuları sergilenmekte.

e-17

Müze içine girdiğinizde ise ilk katta bulunan Taş Eserler Salonu karşınıza çıkmakta. Burada Arkaik, Roma ve Doğu Roma dönemine ait eserler sergilenmekte.

e-19

Bu salonda özellikle 2 eser çok önemli, kesinlikle görmelisiniz.

Deniz İneği Fosili:

Mersin ili, Mut İlçesi Evren Köyünde bulunan bu fosil örneği Geç Miyosen Döneme ait ve yaklaşık 20 milyon yaşında.

e-20

Kelenderis Lahit Mermeri: 2012 yılında Kelenderis Antik Kenti içinde batı nekropolünde bulunmuş. M.S. 2. Yüzyıl sonu 3. Yüzyıl başına tarihlenmekte. Lahdin teknesi üzerine işlenmiş Eroslar ince işçilikleri ve tasvirleri ile eşsiz bir örnek sunmaktalar.

e-21

Bu eserler dışında yine İmparator heykelini, roma kartalını görebilirsiniz.

e-22

e-23

Müzenin 2. Katında ise Sikke ve Takılar Salonu, Arkeolojik Eserler Salonu ve Etnoğrafik Eserler Salonu bulunmakta.

e-24

Bir kısmı bugünde yöre halkının kullanımında olan ve üretilen folklorik nitelikteki eserler yine bu salonda sergilenmekte

e-25

Silifke geziniz için genel ana hat noktaları bunlar. Siz de benim gibi isterseniz esnaf lokantalarına dalabilir, şehrin parklarında çay molası verebilirsiniz. Silifke her yönden zevkle gezilecek bir seyahat noktası.

NARLIKUYU (PORTO CALAMİE)

Silifke’ye 20 km uzaklıktaki Narlıkuyu koyu balık lokantaları ile ünlü. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz hemen yolun kenarında teknelerin ve sandalların bulunduğu ufacık cennet. Kıyısından yürüdüğünüzde ise hemen aşağıda ormanlık alan içinde ufacık bir koyu var, tertemiz denizi ve sakinliği ile gizli bir cennet burası.

e-26

Antik çağ ve Hıristiyanlık dönemlerinde Cennet – Cehennem’e gezi ve tapınmaya gelenler için bir deniz kapısı olan ve Ortaçağda ismi Porto Calamie diye anılan koy eski bir hamama sahip. Bu hamamdan dolayı ününe ün katmakta. Ve sizin için ilk öncelik kesinlikle bu hamamı görmek olsun. Bu hamamdan günümüze sadece su havuzu ile yıkanma bölümündeki taban mozaiği kalmış.

OİMENİOS HAMAMI VE ÜÇ GÜZELLER MOZAYİĞİ

Narlıkuyu koyunda hemen deniz kıyısında bulunan hamam Narlıkuyu Müzesi içinde sergilenmekte. Müzekart geçmekte. 4. Yüzyıl Roma dönemine ait.

Adsız

İmparatorluk yönetiminde etkin bir kişi olan Poimenios tarafından yaptırıldığı bilinmekte. Cennet obruğu içindeki yeraltı deresinin denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanılarak burada yaptırılan hamamın yıkanma bölümünün tabanında yarı tanrıça üç kız kardeş tasvir edilmekte. Baskın renkleri beyaz, siyah, kahverengi ve sarı olan mozaikte Zeus’’n kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia çıplak olarak kumru ve keklikler arasında dans ederken görülmekte. Mozaik tablonun üst kenarındaki Grekçe yazının Türkçesi şöyledir:

“Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar’ın dürüst yöneticisi Poimenios’tur”.

Yazıttan da anlaşılacağı gibi Poimenios, Roma imparatorları Arcadius ve Honorius’un dostu ve bugünkü Büyükada, Kınalıada ve Heybeliada’nın o dönemlerdeki yöneticisi.

Mozaik gezinizden sonra bu ufacık ilçede gezebilir, balıkların tadına bakabilirsiniz. Müze önünden hemen asfalt yola çıkıp, yolun karşısına geçin. Ve sapaktan yukarıya doğru yürümeye başlayın. Sağınızda ve solunuzda lokantalar, gözleme ve sıkma satan köylüler ve ufacık köyler içinden geçeceksiniz. Yol asfalt. Yürümesi kolay. Ve yaklaşık 1 saat sonra karşınıza Cennet ve Cehennem Çöküğü çıkacak.

e-27

CENNET ÇÖKÜĞÜ – MERYEM ANA KİLİSESİ

Bir yeraltı deresinin yol açtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukur burası. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 metre ve 110 metre olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 metre uzunluğunda ve en derin noktası 135 metre olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise bulunmakta.

Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin 5. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana’ya ithaf en yaptırılmış olduğu yazılmakta

e-28

Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin 5. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana’ya ithaf en yaptırılmış olduğu yazılmakta.

Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilmekte. Kiliseye 300. basamakta varılıyor. Kilise tamamen bozulmuş, tarihsel yazıtı dışında hiçbir özelliği kalmamış.

e-w

Kilisenin hemen altında ise devasa bir mağara bulunmakta. Eskiden burada çok derin ve gür bir kaynak olduğu bilinmekteymiş. Şimdilerde burası bu bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası. Müzekart geçmekte. Müzekart yoksa bilet ücreti 10 TL. Aynı kart veya aldığınız bilet ile buradan çıkıp Cehennem Çukuru’nu da ziyaret edebilirsiniz. Gişelerin olduğu yerde bir cafe bulunmakta. Burada da oturup dinlenme imkanınız var.

CEHENNEM ÇUKURU

Cennet çöküğünün 75 metre kuzeyindeki Cehennem çukuru da Cennet çöküğü gibi oluşmuş. Ağız çember çapları 50 metre ve 75 metre, derinliği 128 metredir. Kenarları içbükey olduğu için içerisine inmek mümkün değil.

sss

Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon’u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı’nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiş. Burada sadece çöküğe bakabildiğiniz izleme terası var. 5 dakika bakıp döneceksiniz zaten.

ASTIM – DİLEK MAĞARASI

Cennet çöküğünden aşağıya inip tabelayı takip ettiğinizde yaklaşık 300 metre sonra bir restaurant karşınıza çıkacak. Restaurant’tan içeri girin. Avlunun sonunda gişeyi göreceksiniz. Müzekart geçmekte. Müzekart yoksa bilet ücreti 5 TL. Restaurantın altında yer alan mağaraya helezonik demir bir merdivenle inilmekte.

e-31

Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslü. İçeride yürürken dikkatli olun, zemin çok kaygan. Önceden bu mağarada dilekler tutulup duvarlara çamur yapıştırılıyormuş. Mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğu için Astım – Dilek Mağarası denmiş. Mağarada sıcaklık ortalaması 15 derece santigrat olup, nem oranı yazın %85, kışın %95’e ulaşmakta

e-32

Bunlar dışında gezilecek yakın ve önemli antik kent noktaları olan Zeus Olbios Tapınağı, Diocaesareia ve Uzuncaburç gezi notlarımı ise bu linkten okuyabilirsiniz.

http://www.erdemgurses.com/30_kasim_2013_mersin_universite_gezi.html

Tekrar asfalt yola inip isterseniz Susanoğlu, isterseniz tekrar Silifke yapabilirsiniz. Narlıkuyu çıkışında ise Nazım Hikmet caddesine uğramadan gezinizi bitirmeyin. İyi eğlenceler…

e-ggg

ERDEM GÜRSES

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
domain